Social Icons

.

Pages

30 Temmuz 2011

Kesişen Hayatlar 2; Urfan, Zeki ve Kemal Burkay


    Urfan Alpaslan Ağrı’da yoksul bir ailenin çocuğu olarak büyüdü. 1967 yılında öğretmen olur. 1973 yılında Eğitim Enstitüsünde okurken Erzurum’da sosyalist fikirlerle tanışır. İki yıl sonra mezun olduğunda Kürtler arasında oldukça yaygın bir şekilde gelişen sosyalizmin Kürtlerin özgürlük talepleri için biricik yol olduğuna inanır. Aynı yıl illegal olarak kurulan TKSP(Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi) çalışmalarına katılır. Örgütün başında Kemal Burkay vardır. Burkay, örgütü adeta TİP’in Kürt yedeği yapma niyetindedir. Buna rağmen Urfan büyük bir özveriyle çalışır. Mesleki görevi yerine getirdiği her alanda sürgünlerle tanışır. Nihayet 1978 yılında Ağrı’ya tayin olur. 1979 yılındaki belediye seçimlerinde her türlü hile ve saldırıya rağmen TKSP’nin desteğiyle Ağrı belediye başkanı olur. Aynı  yıl tutuklanır, hakarete maruz kalır, suikast girişiminden yaralı olarak kurtulur.  Ağrı’da büyük bir saygınlık kazanmıştır.  Başkanlığı döneminde Ağrı belediyesini faşist kadrolaşmalardan kurtarır, karaborsa, vurgun ve kuyruk ekonomisine önemli ölçüde son verir. Dönemin milliyetçi cephe hükümetinin iç işleri bakanı, Urfan’ı görevden alır. Büyük gösteriler düzenlenmek üzereyken darbe olur. Artık siyaset yapma imkanı bittiği için İran Kürdistanı’na gider. Bu arada TKSP içinde alevlenen ideolojik tartışmalara taraf olur. Burkay’ın tasfiyeci çizgisine açıktan muhalefet eder. 1986 yılında Roja Welat grubunu kurar. Silahlı mücadele yöntemini seçer. Aynı yıllarda PKK’ye hem eleştirel hem de dostane yaklaşır. Halepçe Katliamı sıralarında Türkiye sınırında bir grup arkadaşıyla birlikte Türk ordusu tarafından öldürülür.
    Urfan ile aynı yıllarda Bingöl’de doğan Zeki Adsız varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Hapse girdikten sonra Basın Yayın Yüksek Okulunu bitirir, 1974 yılında önce TİP sonra TKSP çalışmalarına aktif katılır. Özgürlük Yolu’nda yayınlanan yazılarından ötürü hakkında onlarca dava açılır. Bingöl’de DENG kitapevini kurar, gençlik içinde sevilen sayılan bir kişilik haline gelir. Sosyalizmin Kürtlerin kurutuluşu için vazgeçilmez bir seçenek olarak belirler. TKSP’nin her kademesinde görev alır. İstanbul’da MK üyesi olarak 70’lerin sonuna kadar aktif faaliyetlerde bulunur. 1977 yılında Kürt örgütlerinin birlik oluşturarak Diyarbakır Belediye seçimlerinde etkin olmasıyla Mehdi Zana, belediye başkanı seçilir. Zeki Adsız’ın rolü bu seçimlerde belirleyicidir. 1980 yılında tutuklanır, hapis yattıktan sonra tekrar Diyarbakır ve Bingöl’de,  partisinin çalışmalarını canlandırmak ister. Darbe sonrası İran Kürdistan’ına gider. Orada bir grup arkadaşıyla birlikte TKSP ve Burkay’a tavır alır. Burkay’ın ve diğer reformist Kürt hareketlerinin PKK’yi düşman ve karşı devrimci gösterme çabalarına sert tavır geliştirir. PKK’ye yönelik eleştirileri olmasına rağmen sosyalizm çatısı altında birleşmekten yana olur. Urfan Alpaslan ile tanışır, Roja Welat grubuyla çalışmaya başlar. Bu arada TSK’yı kurar. Tevgere Sosyalista Kürdistan (Kürdistan Sosyalist Hareketi) örgütünün lideri olur.

   “ Zeki, Kürt devrimci gruplar arasında dostane ilişkiler oluşturmak için çok çaba sarf etti. Sosyalist gördüğü kişi ve çevrelerle aynı örgüt çatısı altında mücadele verebilmek için bir hayli uğraştı. Fakat pratikte istenen gelişme sağlanamadı. Bu alanda gerçekleştirilen tek birlik, TSK’nın kurulmasıyla neticelenen birlikti. “  Kendisi hakkında bir partilinin yaptığı bu değerlendirmede de görüleceği üzere sosyalizmin Kürtler arasında jakoben tarzda değil bizzat onların yaşantılarını etkileyerek gelişmesinden yanaydı. Burkay ile yolları ayrıldıktan sonra Burkay’ın saldırılarına uğrar. 1990 yılında yakalandığı amansız bir hastalık sonucunda ölür.
TSKP MK üyesi Faruk Aras, Burkay’ı saldırgan, tasfiyeci, mirasyedi, kadro dağıtıcısı olarak eleştirir.  Aras, “Kendi grubu dışında, diğer grup ve akımlara, herkese her kesime bu kadar kinbesleyen, kin üreten Burkay’ın artık sağduyuya ihtiyacı vardır. Çünkü bu yol yol değildir.Kemal Burkay’ın ipe-sapa gelmez karalamalarına yanıt vermek, geldiğimiz zaman dilimi itibarıyla hicap vericidir. Ancak, O’nun hala otuz-kırk yıl öncesinin siyasi polemik dilini, analizlerdeki sığlığı inatla koruması ve bu tutumun günümüzün gerçekliğiyle, ihtiyaçlarıyla  bağdaşmadığını bir türlü kavrayamaması, kendisini sağ duyuya çağırmamızı gerektirmektedir.” der, bir yazısında. Burkay’ın anılarında eski arkadaşlarına ve diğer devrimcilere yönelik karalamalarına karşı bir grup eski, TSKP’li ve Kürt aydını Burkay’a sert bir cevap verir: “Kemal Burkay, son 40 yıllık siyasal tarihimizi ve bunda rol alan insanları kendi düşünce dünyasına uygun bir şekilde yorumlayarak, yaşanmış gerçekleri çarpıtıyor, gelecek nesilleri yanlış bilgilendiriyor. Kitabında izlediği bu uslupla sadece büyük yanlışlar sergilemiyor. O, gelecek nesillerin zihinlerini de çelip bir bütün olarak toplumu yanıltmak istiyor. Bu çerçevede ülkemizde uygulanan sömürgeci zulüm politikasına karşı onurluca direnerek yaşamlarını kaybeden aziz şehitlerimizin ruhları da sızlıyor. Kemal Burkay’da ahda vefa da yok. Okuyucu kitabında bunun zerresini göremiyor. Partisinden ayrılan arkadaşlarının zindan direnişlerini bir nevi artistik ”jest” ve  “gösteri” olarak ifade eden, yine partisinden ayrılıp başka bir örgüt kuran Zeki Adsız gibi önder kadrolara kin ve nefretini kusan veya ayrılıp başka örgütlerde yeralan ve halkının kurtuluş mücadelesinde şehit düşen Urfan Alpslan gibi kadrolara ”heder edildiler” diyen Kemal Burkay, ne kadar vefasız olduğunu, ne kadar sakat ve yanlış bir muhakeme yürüttüğünü sergilemekle kalmıyor, aynı zamanda ne kadar kendi egosuna esir olduğunu da ortaya koyuyor..” şeklinde bildiri sunarlar.
      Sayın Burkay, ülkeye hoş geldiniz. Sanırım KCK operasyonlarına benzer operasyonların bir zamanlar partinize yönelik yapıldığını unutmayacaksınız. Size şan, şöhret, şeref kazandıran sosyalist Kürtlerin çabalarını bir çırpıda Neo liberal AKP’nin milli birlik ve kardeşliğine heba etmeyeceksiniz. Reel siyaset gereği AKP meşru ve asgari demokratik şartlarda seçimle başa gelmiştir. Bundan kimsenin kuşkusu yoktur. Lakin en az AKP kadar meşru bir başka parti olan BDP’ye nefes bile aldırtmayacak siyasi operasyonlar gerçekleştirmektedir. Bunu da unutmayın, bunu unutursanız Ağrı belediye başkanına zamanında yapılan faşist saldırıları haklı çıkaracaksınız. Kürt sorununun çözümünde sizden tasfiye isteyeceklere Genç Sivillerin aklıyla değil KCK’li tutuklu siyasilerin aklıyla hareket etmek gerekmez mi?


3 yorum:

misanthropologist dedi ki...

zihnim komplocu oldugu icin Burkay'in gelecegini ilk duydugumda "bu adam kurt hareketini catallandirmak icin devlet tarafindan destekleniyor olmasin" deyu hinlik aradim. tevekkeli diilmis.

Adsız dedi ki...

hocam kaleminize sağlık.kemal burkay'la bir söyleşi yapmayı düşündünüzmü.?

yıkıcı tutku dedi ki...

Aklımdan geçmedi, eğer daha düzgün ama yine eleştirel çizgide kalabilseydi teklif ederdim. Ama o çizgiden olup da Avrupa'da olan varsa onlarla söyleşmek isterim.

self determinasyon,öz yönetim

20. Yüzyılda uluslararası hukukun en önemli kavramlarından birisi haline gelen selfdeterminasyon, dünya toplumunda yeni bir yapılanma ve tanımlama süreci başlatmıştır. Kavram, günümüz dünyasının siyasi haritasının belirlenişi ve bundan sonra geçirmesi muhtemel değişikliklere ilişkin olarak sıkça söz konusu olmaktadır. Önceleri siyasi bir ilke olduğu düşünülen self-determinasyon kavramı hem BM 1966 İkiz Sözleşmeleri, hem BM Genel Kurul Kararları hem de uluslararası hukukun diğer aktörlerinin kararlarıyla hukuki bir hak haline dönüşmüştür. İlk ifade edilmeye başlandığı dönemlerde sadece sömürge yönetimi altındaki halklara tanınması öngörülürken Yüzyılın sonlarında Sovyetler Birliğindeki federe cumhuriyetlerin de selfdeterminasyon hakkından yararlanarak ayrıldıkları görülmüştür

öz yönetimin gerekçesi

Self-determinasyon fikrinin gelişmesine 20. yüzyılda bir taraftan Sovyetler Birliği’nin kurucusu olan Vlademir I. Lenin, diğer taraftan Birleşik Devletlerin Birinci Dünya Savaşı sırasında başkanı olan Woodrow Wilson katkıda bulunmuştur. Lenin eserlerinde “ulusların Self-determinasyon hakkı” kavramınıortaya koymuş, bir ülkenin veya yerin ilhakının “bir ulusun Self-determinasyon hakkının ihlali” olacağını belirtmiştir. Bunun yanında Lenin, self determinasyonun ayrılmayı da kapsamakta olduğunu belirtmiştir. Hatta ilkenin uygulanma yöntemlerinden birincisi bu yoldu.Wilson ise arasında “Selfdeterminasyon” kelimesi tam olarak geçmese de altı tanesi Self-determinasyon ile ilgili 14 ilke ilan etmiştir. Konuşmalarında savaştan yenik çıkan milletlerin, küçük milletlerin ve sömürge altındaki halkların da kaderini tayin hakkı olduğunu ifade ederek, bundan böyle uluslararası sistemin güç dengesine değil, etnik kaderini tayin ilkesine dayandırılması gerektiğini vurgulamıştır.

Pages

öz yönetimin tarihi

Kavramın ilk kullanımı 1581 yılında Hollanda’nın İspanyol krallarının kendilerine karşı zulüm yaptıkları gerekçesiyle İspanya’dan bağımsızlığını ilan etmesiyle olmuşsa da 18. yüzyılın ikinci yarısına yani 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve 1789 tarihli Fransız İnsan ve Vatandaşlık Hakları Beyannamesine kadar bir gelişme gösterememiştir. 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ile Amerikan halkı dış bir yönetim, yani İngiltere tarafından idare edilmeye razı olmayacağını bildirmişlerdir. Bunun sonucu olarak ulusal self-determinasyon talebiyle ortaya çıkan ilk sömürge halkı olmuşlardır.