Social Icons

.

Pages

14 Ağustos 2012

Kürdistan'da Hukuk Felsefesi ve Yanılsamalar


     Roxie ve Velma Kelly’nin bölünmüş tüm kişiliklerini dün ve bugün Türk basının gazetelerinden, televizyonlarından, radyolarından, sosyal ağlarından topladık. “Haydi bebeğim. Neden bütün şehri boyamıyoruz?” dizesini de “Neden bütün şehri bombalamıyoruz?” diye anladı bu hilkat garibeleri sanırım. Işıltılı sahnelerde yıldız olmak, kanaldan kanala koşturup stratejist kesilmek, yazdıkları köşelere mürekkep değil tükürük damlatmak, daha önce hayal ettikleri gerçekleşmeyince salya sümük politik arabesk pazarlamak ( vicdan, adalet, hümanizma, insanlık, barış vs vs vs )bir anlık konforları için bir çırpıda onlarca rakibe kobra helikopterler gibi saldırmak, başarıya giden yolun tüm hilelerini oyunun gerekleri diye mantığa bürümek, gururunu incitti diye kardeşini vurmak, kariyeri tehlikede diye yasak aşkını kurşunlamak diye özetlenebilecek türlü entrikalarla Roxie ve Velma aramızdalar… Onlar Chicago’dan kalkıp zamanın ve mekânın ruhuna uygun olarak bizleri kendi yanılsamalarının ürünü cehenneme ortak etmek istiyorlar. İstiyorlar ki söyledikleri, yazdıkları her şeyi ayet, genel doğru bilelim, istiyorlar ki tüm kirli naralarına ses verelim, istiyorlar ki iktidarın pis kokan her uygulamasında biz kendileri gibi elmas arayalım. Tarihte bir müzikaldeki sosyal olaylardan yola çıkıp Türk sömürgeci basını siyasasını fotoğraflamaya çalışan bir kul olarak ilkim. Allah aşkına Hüseyin Aygün’ün kaçırılmasından sonra yazılıp çizilenlerden sonra ne denebilir ki? Yaşadıkları ve yazdıkları kendi ruh hallerinin çıkmazlarından öte değil, bunlarla fikir falan tartışılmaz. Yalancıdırlar, çarpıtıcıdırlar, telkin ve talimatla yazarlar, temiz bir suyu bulandırmada kurttan daha kötüdürler.   Hukuktan söz ediyorlar, Hatip Dicle ve arkadaşları yıllardır içerideyken bundan söz ediyorlar, üstelik bu hak gaspı karşısında hepsi dilsiz şeytanın türlü halini oynamış. Yaşama hakkından söz ediyorlar: Son birkaç yılda devlet eliyle kaç Kürt öldürüldü, sayısını bile unuttular. Aygün’ün vekilliğini dert etmişler: Urfa cezaevinden korsan kararla Adana’ya sevk edilen vekil kimdir, diye sorsan cevapları ne olur, bilmiyorum. Siyasi iradeden söz ediyorlar: Milyonlarca kişinin siyasi iradesinin henüz yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyoruz. İmralı'da rehin tutulanlar hakkında bir yıldır haber alamıyoruz. Bir vekil neredeyse saat başı bilgilendirilmek koşuluyla gözaltında!
  Neymiş? PKK, gözaltı demiş de komik olmuş! Evet, muhtemelen gözaltı hukuku diye anladıkları gecenin bir vaktinde kapıları kırılarak evlerine baskın yapılan, dövülen, sövülen Kürtlerin yaşadığı süreçtir. PKK öyle mi yapmış!
Öyle gün ortasında aracı durduracaksın; beyefendi burası Kürdistan, ikili hukuk vardır, biz kendi hukukumuzca sizi alıkoyuyoruz, zorluk göstermeyin, diye kibar bir prosedür uygulayacaksın! Yapılacak şey mi! Bu yerli psikopat güruh bunu gülünç buluyor.
  Neymiş! ANF de bayıla bayıla idari ve hukuksal işlemden söz etmiş! Olur mu öyle şey? En sıradan bir basın açıklaması hakkı için bile onlarca vekil ve belediye başkanına, binlerce Kürt’e Diyarbakır sokaklarını zindan ederek hukuki ve idari soruşturma başlatacaksın! PKK ne yapmış? Ulaşabildiği her bilgiye kendince ulaşmak istiyor, yörede yaşanan bazı sorunlara dikkat çekmek istiyor, sömürgeci siyasetin sansürünü böyle deleceğini düşünerek duyarlılık istiyor Türklerden ve diğerlerinden… Aaa, ne kadar barbar! Lafı mı olur canım, Şırnak’ın iki vekili ve tüm BDP yönetimi ve belediye yönetimi hapiste, hem de siyasi faaliyetlerinden ötürü. Beyaz rejimin devşirme bir siyasetçisi nasıl bunlarla kıyaslanır? Suriye değil ki özgür Suriye askerleri sokak ortasında, canlı yayınlarla infaz yaptığında tölore edelim?
    Dersim’de tehlikeli gerginlik varmış,
Zaza-Kürt sorunu çıkacakmış, derhal vekilimizi serbest bıraksınlar, halkların kardeşliği adına! He canım, he çok tatlısın. Cihangir’den bakınca dünyayı bok görüyorsun biliyorum, gözlüklerine sıçılmış farkında değilsin. Hem de kör Mustafa dedikleri yapmış…
   Uludere’de, Pozantı’da yaşam hakkı hiçe saymak da zaten idari ve hukuki süreçti, evet; barbarların hukukudur, idaresidir. Ama on kişiyi alıp burnunu kanatmadan yakınlarına teslim etmek de insani hukuktur. İtirazı olan var mı? O ayıla bayıla sığındığınız hukuk ve idare bugüne kadar milyonlarca insanın katlinde bir detaydı, arkasındaki modernitede hayal ettiğiniz düzenin türlü felsefesi, teorisi vardı. Bunun üzerine hala bu statükoyu savunuyorsunuz ya yüzünüze tükürmek isterdim, kağıda, gazeteye, ekrana tükürür gibi yazacağıma…
   Solcular, devrimciler derhal Aygün’ün serbest bırakılmasını istiyormuş… Emir telaki edile… Stalin’in, Enver Hoca’nın, Mao’nun, Atatürk’ün hatta kısmen İdi Amin’in tüm tarihsel günahlarını o gerekçe, bu gerekçe diye kılıflandıranlar bunu diyor! Utanmadan bir de! Bugün Mahir Çayan’ın doğum günüymüş. Bunu kutlayanlar PKK’yi Aygün konusunda sert uyardılar. Ephraim Elrom da zaten diplomat değil Rambo’ydu. Mahir onu vururken insanlık savaşçısı, PKK, bir vekili alıkoyarken insanlık düşmanı, şiddetsever,  Kürt milliyetçisi… Roxie’de bir parça da solculuk sezmiştim zaten.  Bunlar da bu parçadan anladığım kadarıyla…
   Roxie ve Velma’nın avukat Flynn’e olan tutkuları daha anlaşılıyor sanırım: Yıldız olmak, saygı görmek, güzel elbiseler giymek, caz dinlemek her gece bir barda vs. vs. vs… Flynn bu aralar gergin her akşam bir iftarda yanakları kızarana kadar öfkeleniyor, sıradan bir muhalifi susturmanın hesabını yapıyor, parmak sallıyor, tehdit ediyor; sıra Roxie ile Velma’yı yıldız yapmaya gelir mi bilinmez, lakin her Flynn, tarihte önce yıldızlarını söndürmüştür…
Not: Bu yazı Hüseyin Aygün’ün ve o dağlarda onu alıkoyan gerillaların yaşam hakkından daha değerli değildir. Bu yazı hiçbir siyasi hakka da karşı değildir. Bu yazı, ilkesel olarak tüm keyfi, faşist uygulamalara karşı olanların Hüseyin Aygün ve diğer insanların yaşam ve seyahat hakkını savunmalarını asla eleştiri konusu yapmaz. Bu yazının eleştiri konusu Roxie ve Velma’nın Türkiye’de mikrop misali çoğalan beş on yüzlülerini teşhir etme yazısıdır. 

Hiç yorum yok:

self determinasyon,öz yönetim

20. Yüzyılda uluslararası hukukun en önemli kavramlarından birisi haline gelen selfdeterminasyon, dünya toplumunda yeni bir yapılanma ve tanımlama süreci başlatmıştır. Kavram, günümüz dünyasının siyasi haritasının belirlenişi ve bundan sonra geçirmesi muhtemel değişikliklere ilişkin olarak sıkça söz konusu olmaktadır. Önceleri siyasi bir ilke olduğu düşünülen self-determinasyon kavramı hem BM 1966 İkiz Sözleşmeleri, hem BM Genel Kurul Kararları hem de uluslararası hukukun diğer aktörlerinin kararlarıyla hukuki bir hak haline dönüşmüştür. İlk ifade edilmeye başlandığı dönemlerde sadece sömürge yönetimi altındaki halklara tanınması öngörülürken Yüzyılın sonlarında Sovyetler Birliğindeki federe cumhuriyetlerin de selfdeterminasyon hakkından yararlanarak ayrıldıkları görülmüştür

öz yönetimin gerekçesi

Self-determinasyon fikrinin gelişmesine 20. yüzyılda bir taraftan Sovyetler Birliği’nin kurucusu olan Vlademir I. Lenin, diğer taraftan Birleşik Devletlerin Birinci Dünya Savaşı sırasında başkanı olan Woodrow Wilson katkıda bulunmuştur. Lenin eserlerinde “ulusların Self-determinasyon hakkı” kavramınıortaya koymuş, bir ülkenin veya yerin ilhakının “bir ulusun Self-determinasyon hakkının ihlali” olacağını belirtmiştir. Bunun yanında Lenin, self determinasyonun ayrılmayı da kapsamakta olduğunu belirtmiştir. Hatta ilkenin uygulanma yöntemlerinden birincisi bu yoldu.Wilson ise arasında “Selfdeterminasyon” kelimesi tam olarak geçmese de altı tanesi Self-determinasyon ile ilgili 14 ilke ilan etmiştir. Konuşmalarında savaştan yenik çıkan milletlerin, küçük milletlerin ve sömürge altındaki halkların da kaderini tayin hakkı olduğunu ifade ederek, bundan böyle uluslararası sistemin güç dengesine değil, etnik kaderini tayin ilkesine dayandırılması gerektiğini vurgulamıştır.

Pages

öz yönetimin tarihi

Kavramın ilk kullanımı 1581 yılında Hollanda’nın İspanyol krallarının kendilerine karşı zulüm yaptıkları gerekçesiyle İspanya’dan bağımsızlığını ilan etmesiyle olmuşsa da 18. yüzyılın ikinci yarısına yani 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve 1789 tarihli Fransız İnsan ve Vatandaşlık Hakları Beyannamesine kadar bir gelişme gösterememiştir. 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ile Amerikan halkı dış bir yönetim, yani İngiltere tarafından idare edilmeye razı olmayacağını bildirmişlerdir. Bunun sonucu olarak ulusal self-determinasyon talebiyle ortaya çıkan ilk sömürge halkı olmuşlardır.