Social Icons

.

Pages

28 Aralık 2012

"Osmanlı Leaks" Osmanlı ve Roma arasında kısa bir istihbarat savaşıı


Stephan Gerlach’ın Türkiye Günlüğü kitabından istihbarat notları…

     Gerlach    İstanbul'a elçi olarak gönderilen "Sonnegk ve Preyburg Kontu" David Ungnad ile beraber, sefaret heyetinin protestan vaizi olarak geldi ve beş seneden fazla İstanbul’da kaldı. kaldı. “Efendim” dediği kişi David Ungnad’dır. Kendisi Kutsal Roma-Germen imparatoru I. Maximilian‘ın barış elçisidir.
     Saygıdeğer efendime habercilerinden birinin verdiği kesin bilgiye göre, Mehmed Paşa, Budin ve Temeşvar'daki paşalara bir mektup göndermiş ve onlara, silah ve erzaklarını takviye etmeleri talimatını vermiş. Hıristiyanlara karşı savaşıldığı dönemden beri toz toprak içinde bekletilmiş olan topları ortaya çıkartıp yeniden dökmelerini, Sava ırmağı kıyısında bulunan
Belgrad ve Budin'in erzak depolarını yiyecekle doldurmalarını buyurmuş. Demek ki onların barışı koruyacaklarına güvenmemek gerek.  Saygıdeğer efendim, Türklerin bize karşı uyguladıkları bu gibi kurnazca yöntemleri keşfedebilmek için masraftan kaçınmamaktadır.
Kendisinden önce gönderilen elçilerden hiçbiri bunu yapmamıştır. Böylece kah para ödeyerek, kah çeşitli akıl almaz yollardan, bu meseleleri bilen veya başkalarından öğrenebilen kişilerden, Türklerin başvurdukları hileler hakkında bilgi toplamaktadır. Türklerden Venedik, Lehistan, ErdeL,  Fransa, İspanya ve Macaristan ile ilişkilerine dair haberler de edinmektedir. Bu bilgi kaynaklarının arasında iki Macar var ki, ilişkilerini ve haberlerini hemen hemen her gün Latince ve Macarca olarak efendime göndermektedirler.
    Budin paşasının buradaki temsilcisi olan Peşteli bir kitip (secretarius), buradan efendisine gönderilen bütün mektupların bir kopyasını bize vereceğine ve böylece bizimkilerin bu bilgiler doğrultusunda önlem almalarını sağlayacağına söz verdi. Aynı şekilde padişahın zindanında bulunan bir Alman da, tutsaklarla mektup alışverişini gizlice sağlamaktadır. Budin' deki bir sipahi ve 'bir yeniçeri aracılığıyla da Gomorra' da bulunan Kielmann ile mektuplaşmak mümkün olmaktadır.
         Efendim, buradan dışarıya mektup göndermek için pek çok yollar bulmuştur. Bir Türk haberci, ileteceği mektupları bir kazmanın sapına gizlemektedir. Kanije' deki yöneticinin hizmetkarı olan bir Ragusalı, tüccar kılığına bürünüp, üzerine şüphe çekmeden başka Ragusalılarla birlikte bütün Türkiye'yi dolaşmaktadır. Ragusa ve Venedik ile ilgili başka haberciler de vardır.
    Bugün Erdel'deki bir çavuştan mektup aldık. Lehistan'daki seçimlere altı aday katılmış ve sonunda bir Lehistanlı asilzade seçilmiş. Ama seçilen kişi Lehistan tacını kabul etmek istemeyince, Erdel voyvodasını [Stephan Batory] seçmişler.
      Fark edilme riskine karşı limonlu kağıtlar
    12 Şubat'ta paşa, efendimden bir talepte bulundu: İmparatora gönderilen mektuplar önce paşaya okutulmalıymış. 14 Şubat'ta efendimin imparatora yollayacağı mektupların Türkçeye
çevrilmesi için paşa, [Divan tercümanı Frankfurtlu Ali Bey'i bizim elçiliğe gönderdi. Mektuplarda sakıncalı saydıkları herhangi bir ifade bulamadılar. Oysa tartışılan konular ve yaşanan olaylar bütün ayrıntılarıyla başka kağıtlara limon suyu ile yazdırıp Türklerin gözüne batmayacak bir biçimde gizlendi. Kağıdın üzerinde bir tek harf bile görülmüyordu. Efendim nişanlısına armağan olarak gönderdiği çeşit çeşit ipek kumaşlan bu kağıtlara sardı. İmparatora gönderilen mektubun satırları arasına da bildirilmesini gerekli gördüğü
bazı haberleri gene limon suyu ile yazdırdı. Paşa bunları fark etmedi.
Bugün efendimden öğrendiğime göre, Budin'de bulunan yedi çavuş onun hizmetindeymiş ve bunlar mektupları  iletmekle görevlendirilmiş olup, bu için her birine IS veya 20 taler ödeniyormuş. Eğer gizli bir mesaj getirirler ya da götürürlerse, kendisine bunu bildiren bir not bırakmaları tembihlenmiş. Padişahın armağanları geldiğinde, efendim paşadan bu çavuşların maaşlarını artırmasını rica edeceğine dair söz vermiş, bu vaatle onlara kendi işini yaptırıyormuş. Efendimin mektuplarını iletmek için Venedik üzerinden geçen yol tercih ediliyor. Çünkü evvelce mektupların alıcının eline geçmesi aylarca sürüyordu. Ama şimdi balta saplarına, şişelere veya temiz kağıt üzerine limon suyu ile yazılıp ipekli kumaşlara sarılarak 15 veya 10 günde yerine varmaları mümkün oluyor…

Hiç yorum yok:

self determinasyon,öz yönetim

20. Yüzyılda uluslararası hukukun en önemli kavramlarından birisi haline gelen selfdeterminasyon, dünya toplumunda yeni bir yapılanma ve tanımlama süreci başlatmıştır. Kavram, günümüz dünyasının siyasi haritasının belirlenişi ve bundan sonra geçirmesi muhtemel değişikliklere ilişkin olarak sıkça söz konusu olmaktadır. Önceleri siyasi bir ilke olduğu düşünülen self-determinasyon kavramı hem BM 1966 İkiz Sözleşmeleri, hem BM Genel Kurul Kararları hem de uluslararası hukukun diğer aktörlerinin kararlarıyla hukuki bir hak haline dönüşmüştür. İlk ifade edilmeye başlandığı dönemlerde sadece sömürge yönetimi altındaki halklara tanınması öngörülürken Yüzyılın sonlarında Sovyetler Birliğindeki federe cumhuriyetlerin de selfdeterminasyon hakkından yararlanarak ayrıldıkları görülmüştür

öz yönetimin gerekçesi

Self-determinasyon fikrinin gelişmesine 20. yüzyılda bir taraftan Sovyetler Birliği’nin kurucusu olan Vlademir I. Lenin, diğer taraftan Birleşik Devletlerin Birinci Dünya Savaşı sırasında başkanı olan Woodrow Wilson katkıda bulunmuştur. Lenin eserlerinde “ulusların Self-determinasyon hakkı” kavramınıortaya koymuş, bir ülkenin veya yerin ilhakının “bir ulusun Self-determinasyon hakkının ihlali” olacağını belirtmiştir. Bunun yanında Lenin, self determinasyonun ayrılmayı da kapsamakta olduğunu belirtmiştir. Hatta ilkenin uygulanma yöntemlerinden birincisi bu yoldu.Wilson ise arasında “Selfdeterminasyon” kelimesi tam olarak geçmese de altı tanesi Self-determinasyon ile ilgili 14 ilke ilan etmiştir. Konuşmalarında savaştan yenik çıkan milletlerin, küçük milletlerin ve sömürge altındaki halkların da kaderini tayin hakkı olduğunu ifade ederek, bundan böyle uluslararası sistemin güç dengesine değil, etnik kaderini tayin ilkesine dayandırılması gerektiğini vurgulamıştır.

Pages

öz yönetimin tarihi

Kavramın ilk kullanımı 1581 yılında Hollanda’nın İspanyol krallarının kendilerine karşı zulüm yaptıkları gerekçesiyle İspanya’dan bağımsızlığını ilan etmesiyle olmuşsa da 18. yüzyılın ikinci yarısına yani 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve 1789 tarihli Fransız İnsan ve Vatandaşlık Hakları Beyannamesine kadar bir gelişme gösterememiştir. 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ile Amerikan halkı dış bir yönetim, yani İngiltere tarafından idare edilmeye razı olmayacağını bildirmişlerdir. Bunun sonucu olarak ulusal self-determinasyon talebiyle ortaya çıkan ilk sömürge halkı olmuşlardır.