Social Icons

.

Pages

11 Aralık 2012

Bu argümanla değil demokrasi, öküzlere saman bile gelmez: Muhalif jargon


Yüksekova’da onlarca kişi KCK soruşturmalarından ötürü gözaltına alınırsa nasıl muhalefet yapalım, sorusu twitterda Sisifos’un kayasını Tanrı dağına ulaştırmak kadar zor.
Genç sivil derlemesi:
-          Devlet içinde hala eski pozisyonunu koruyan çeteler var, bunların keyfi gözaltı operasyonu hükumete mal edilmemelidir. (Bu arada işkenceci polis, devlet aşığı bir ombudsman, nice eski çetelerin tepsi işlerini gören haydudu aynı hükumet terfi etmiştir. Yüksekova (GEVER) operasyonlarını yapan savcı, polis ve hâkimlerin terfileri ise garantiye alınmıştır)
-            Daha durun, hemen AKP’yi sorumlu tutmayın, MİT, Öcalan ile görüşüyor, TRT 6 açıldı, bu operasyonlar hükumeti boşa çıkarma amaçlıdır. (Aynı saatlerde grup toplantısında ‘Kürt kardeşler” sözüyle başlayan bir konuşma, yedi başlı dev masalının kopyasına dönüşüyor. Başbakan, hükumetin en etkili ve yetkili kişisi olarak Kürtleri tehdit etmekten olacak ki kıpkırmızı yanaklarıyla sağa sola parmak sallıyor, KCK operasyonlarının süreciğini açıklıyor.)
-          AKP öncesi operasyonlar yok muydu? Devletin devamlılığı esası var. Tek suç AKP’nin mi? ( Hiçbir hükümet döneminde onlarca avukat, onlarca gazeteci, 6 vekil, onlarca belediye başkanı, yüzlerce BDP üyesi, bir o kadar öğrenci falan tutuklanmadı hatırladığım kadarıyla.)
Hilal Kaplan, Melih Altınok, Elif Çakır ve benzerigiller derlemesi:
-          Müslüman Kürt kardeşlerimiz bölgede egemen siyasetin baskısı altında. Bu operasyonlarla onlar da özgürlüklerine kavuşuyor. (Binlerce Kürt siyasi tutsağı operasyonlarla özgürleştirdiğini sananların akıl hocası da meğer Fatih Sultan Mehmet’miş. O, İstanbul’u Bizanslılar rahat etsin, Bizans kadınları rahat ve sınırsız derecede seks pozisyonu denesin diye işgal etti. Bizanslı kadınlar tecavüzü bir seks ritüeli olarak düşünüyordu, bunun için de bıyıklı, güçlü kaslı, kıllı Osmanlı erlerine ihtiyaçları vardı, Fatih bu ihtiyacı gidermek için işgali gerçekleştirdi.)

DSİP’lilerin sol dramı:
-          Muhalif enerjiyi sadece AKP karşıtlığı üstüne yapmamak lazım, AKP ve Erdoğan’a faşist demek onları güçlendirir. (Bu derinlikli yaklaşıma göre Kürdistan’da yürütülen siyasi kırım operasyonlarını Hakkari’de toplam 18, Şırnak’ta 16 oy alan Liberal Demokrat Parti yönlendiriyor, bir de CHP… Muhalif tavır LDP, CHP, TKP, ÖDP’ye karşı alınacak tavırdır. KCK operasyonlarını AKP ile bütünlüklü düşünmek devrime ihanettir, asıl sorumlu emperyalizmin taşeronu TKP’dir.)
-          TKP, ÖDP ve benzer solun hiddeti:
Abi gözaltına alınanlar arasında sevdiğimiz gazeteci, eğitim-senci, şarkıcı, kardeşçi, milliyetçi olmayan Kürt var mı? Varsa sokağa dökülelim, eylemde slogan birlikteliği olsun,İnci pastanesine, Haydar Paşa Garı’na özgürlük isteyelim.  (Geçmişte ve şimdi Kürdistan sorununu basit bir halkların kardeşliği mottosu ve egemen -solcu ulus projesiyle çözeceklerine inanan Stalin’in, Atatürk’ün Che’nin, Kastro’nun Yıldıray Oğurları, Mehmet Metinerleri, Muhsin Kızılkayaları olabilecek bir potansiyel bu)
-          Ulusalcı seçkinlerin ellerinden kayıp giden arzu nesnesiyle romantik özlemleri:
(AKP savcıları ve yargıçları ayarlıyor, bakın Balyoz, Ergenekon davaları var. KCK de avar evet, bölücülüğe, anadile falan izin vermeyiz. )
Yani değerli twitter kullanıcıları tamam malzeme iyi, yazı pek başarılı bir mizah sayılmaz, ama sikimsonik muhalif jargonunuzu değiştirme zamanı geldi bence. İlgi duyduğunuz parti mi, üyesi olduğunuz dernek mi, kendi aklınızı partilerinizin, örgütlerinizin, ideolojik nesnelerinizin önüne geçirterek mi yaparsanız bilmiyorum bu muhalif jargonla değil demokrasi talebi, saman bile talep edilmez öküzler için. Hayır, Suriye konusunda da benzer şablonlardasınız ondan yazıyorum. Milyonlarca Kürt’ün var olma direnci, millet olmaktan kaynaklı hakları falan sizi pek ırgalamıyor, Esat ile ÖSO haydutları arasında bizi tavır alamaya zorluyorsunuz. Allah aşkına bitsin bu işkence…

Hiç yorum yok:

self determinasyon,öz yönetim

20. Yüzyılda uluslararası hukukun en önemli kavramlarından birisi haline gelen selfdeterminasyon, dünya toplumunda yeni bir yapılanma ve tanımlama süreci başlatmıştır. Kavram, günümüz dünyasının siyasi haritasının belirlenişi ve bundan sonra geçirmesi muhtemel değişikliklere ilişkin olarak sıkça söz konusu olmaktadır. Önceleri siyasi bir ilke olduğu düşünülen self-determinasyon kavramı hem BM 1966 İkiz Sözleşmeleri, hem BM Genel Kurul Kararları hem de uluslararası hukukun diğer aktörlerinin kararlarıyla hukuki bir hak haline dönüşmüştür. İlk ifade edilmeye başlandığı dönemlerde sadece sömürge yönetimi altındaki halklara tanınması öngörülürken Yüzyılın sonlarında Sovyetler Birliğindeki federe cumhuriyetlerin de selfdeterminasyon hakkından yararlanarak ayrıldıkları görülmüştür

öz yönetimin gerekçesi

Self-determinasyon fikrinin gelişmesine 20. yüzyılda bir taraftan Sovyetler Birliği’nin kurucusu olan Vlademir I. Lenin, diğer taraftan Birleşik Devletlerin Birinci Dünya Savaşı sırasında başkanı olan Woodrow Wilson katkıda bulunmuştur. Lenin eserlerinde “ulusların Self-determinasyon hakkı” kavramınıortaya koymuş, bir ülkenin veya yerin ilhakının “bir ulusun Self-determinasyon hakkının ihlali” olacağını belirtmiştir. Bunun yanında Lenin, self determinasyonun ayrılmayı da kapsamakta olduğunu belirtmiştir. Hatta ilkenin uygulanma yöntemlerinden birincisi bu yoldu.Wilson ise arasında “Selfdeterminasyon” kelimesi tam olarak geçmese de altı tanesi Self-determinasyon ile ilgili 14 ilke ilan etmiştir. Konuşmalarında savaştan yenik çıkan milletlerin, küçük milletlerin ve sömürge altındaki halkların da kaderini tayin hakkı olduğunu ifade ederek, bundan böyle uluslararası sistemin güç dengesine değil, etnik kaderini tayin ilkesine dayandırılması gerektiğini vurgulamıştır.

Pages

öz yönetimin tarihi

Kavramın ilk kullanımı 1581 yılında Hollanda’nın İspanyol krallarının kendilerine karşı zulüm yaptıkları gerekçesiyle İspanya’dan bağımsızlığını ilan etmesiyle olmuşsa da 18. yüzyılın ikinci yarısına yani 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve 1789 tarihli Fransız İnsan ve Vatandaşlık Hakları Beyannamesine kadar bir gelişme gösterememiştir. 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ile Amerikan halkı dış bir yönetim, yani İngiltere tarafından idare edilmeye razı olmayacağını bildirmişlerdir. Bunun sonucu olarak ulusal self-determinasyon talebiyle ortaya çıkan ilk sömürge halkı olmuşlardır.