Social Icons

.

Pages

11 Nisan 2012

Kürt Sorunu Üzerine Politik Söyleşiler 12

Söyleşilerde bu defa bolşevik bir sosyal ağ kullanıcımız var. https://twitter.com/#!/siempretufan
1. Bolşevizmin ulusal sorunlara bakış açısını özetler misiniz?
 Buna yanıt verirken komünist zemin sitesinde gördüğüm ve sık sık kullandığım cümleleri kullanmak istiyorum. Bence Leninizmin UKM konusunda olması gereken tavrı çok güzel özetliyor. Kürt hareketi, bir başka topluluğun mağduriyeti üzerinden kendini var etmediği ve sistemin bir parçası olmadığı sürece bir haklılar hareketidir ve biz onunla dayanışma içinde olurken herhangi bir şart ileri sürmeyiz. Dolayısıyla da bu mesele Kürtlerin kendi bildikleri gibi çözecekleri bir meseledir. Kürtlere akıl vermek bizim işimiz olmadığı gibi, kendi doğrularımız üzerinden Kürt hareketini yargılamaya ve mahkûm etmeye de kalkışmayız.
2. Henüz bolşevizm-menşevizm ayrışması yokken RSDİP(Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi) 2.kongresinde Polonya merkezli ulusal sorunlarla yüzleşmek zorunda kaldı. Öncelikle Yahudi sosyalistlerden Bund'un Yahudilerin de ulus olarak tanınmasını ve RSDİP'in içinde Rus Yahudiler de olmak üzere parti içinde özerk örgütlenme" istediler. Bu talep kongrede reddedildi. Lenin de bu kongredeydi. Rus sosyalistlere göre ayrı örgütlenme olamazdı. Biliyorsunuz bu tip tartışmaya Türkiye sosyalistleri ve Kürt sosyalistler de 1970'lerde ayrı örgütlenme üzerine yaptılar. TR sosyalistlerinin önemli bir bölümü Rus sosyalistlerinin erken dönem acemilikleriyle karşılaştılar. Bugün de Kürtlerin ayrılma hakkı Türk sosyalistlerce tartışma konusu oluyor. (Sosyalistler örgütlü güç olarak zayıf oldukları için entelektüel nitelikli sosyalistlerden söz ediyorum.)

Burada soru göremedim, onun yerine tebligat mevcut :) Ama sanırım bu konudaki düşüncemi soruyorsun. Önceki cevapta dediğim gibi, bu mesele Kürtlerin kendi bildikleri gibi çözecekleri bir iş. Benim Leninizmden anladığım, ezen ulusun sosyalistleri ezilen ulusu bir arada yaşamaya ikna etmeye çalışmak, fakat ezilen ulus kendi kararını verdikten sonra da bunu ödünsüz bir şekilde savunmaktır.
Aynı parti veya örgüt üzerinden örgütlenme kısmına gelirsek, genelde ulusal mücadele veren örgütler, özelde ise Kürt hareketinin örgütlenme zeminiyle, sosyalist örgütlerin örgütlenme zeminleri bazı yerlerde kesişse de temelde büyük farklılılar göstermekte, Kürt hareketi için acil ve önemli olan konu çok rahat şekilde anlaşılır olan ulusal birlik zeminidir. Bu birliğin içinde kendi burjuvazisinin, veya politik olarak "gerici" tanımlanabilecek grupların olması da gayet normal. Bundan dolayı sorunda bahsettiğin konuyla denk düşmüyor. 

3. 1912 yılındaki viyana toplantısında Menşevik Martov ve tarafsız Trocki Yahudiler ve diğer azınlıklarının toprak esaslı ve kültürel özerklik taleplerini parti programına alınmasını onayladılar. Lenin partinin merkezi gücünün zayıflayacağını bilerek bu çözüme karşı çıktı. Oysa Lenin o dönemde de milliyetçi uyanışların imparatorluklar için devrimci bir girişim olduğunu biliyordu ama partinin geleceği için endişe ediyordu. Diğer yandan 1916'da Roza Lüksemburg ile giriştikleri tartışmada Polonya'nın ayrılma hakkını savunmasına rağmen Polonyalı sosyalistlerin milliyetçilere karşı zayıf kaldığını söyleyebiliriz. Çünkü işçi sınıfı da Polonya'nın bağımsızlığından yanaydı. Başka ulusların kaderlerine yönelik sosyalistlerin sadece ideolojik politik kaygıları onlara "tayin etme" hakkı veriyor mu?

Hayır, her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkı vardır, az önce dediğim gibi sosyalistler birarada yaşamı savunmalı fakat ulus kararını verdikten sonra bunu da ödünsüz ve amasız bir şekilde savunmalıdır. 

4. Türk sosyalistler hala bildiri-afiş-pullama dönemlerinden kalma "bedel edebiyatı" yapmayı romantize ediyorlar. Oysa her geçen yıl bilim ve teknoloji devasa örgütlenme ve propaganda imkanı sunuyor. Eskiden bir daktilo alıp bir bildiri yazıp yaymak için birkaç örgütçünün riske girmesi gerekiyordu. Şimdi internetten istediğin site ve hedef kitleye ulaştırabiliyorsun yayınlarını. Bunun devrimciler açısından bir de sınırlı yönü var. Eskiden bir kimse her okuduğu devrimci yayına koşulsuz inanıyordu. Şimdi gençler her bilgiyi kendi algı süreçlerinden geçiriyor. Bu, bile en alttaki örgütçüden en tepedekine kadar inandırıcı teoriler geliştirmesini gerektirmez mi?
Dediğin gibi Türkiye solunun irice bir bölümü halen programatik tartışmalar yerine kendi tarihlerini anlatarak yürütüyorlar tartışmalarını, bu da radikalizm ve bedel ödeme/ödetme üzerinden dönüyor. 80'lerden sonraki çok yoğun kişi sirkülasyonunun nedenlerinden birisi de bu, program üzerinden değil "gaz" üzerinden gelen kitleyi bir müddet sonra tutmak da mümkün olmuyor, ondan dolayı bu tür yapılarda 3 sene sonra, 3 sene önceki kitlenin neredeyse %90'ı değişmiş oluyor. Öte yandan kendi algı süreçlerinden geçirmeleri farklı yönelimlere de neden oluyor, referandum öncesi açılan tozlu sandıklardan çıkan Lenin kitaplarından her yapının farklı sonuçlara ulaşmaları da bunun göstergesi. Yoksa dediğin gibi okuduğumuz kitaplar aynı, bilgi kaynakları aynı iken bunca farklı sosyalist/devrimci yapının çıkması mantıklı değil. Herkes inanmak istediği şekilde yorumluyor, farklı tarihlerde  dönemin şartlarına göre "taktiksel" olarak yapılan analizler ideolojik hat olarak kabul edilebiliyor.


5. TR solu teorik olarak neden bu kadar bağnaz sizce? Mesela Kürt sorununda tartışma yapılırken bile geçmiş deneyimleri sadece entelektüel birikim ve yararlanılması gereken birtakım tarihsel olaylar diye bakma yerine, geçmişi "geleceğe ışık" olarak refere edip korkunç bir tarikat mantığı geliştiriyor. Stalin ya da Trocki'nin ya da Lenin'in fikir dünyasının ötesine de gidemiyor. Mesela Hollanda bağımsızlık bildirisi var 1581 yılında ve modern-sosyalist tezler öncesidir. İspanya kralına sahip oldukları dil-kültür-din ve sosyal hakların doğal olduğuna inanıyorlar ve kralı tanımıyorlar. Sosyalistlerin tarihi ulusların sorunlarında 1900'lerde başlayıp 1945'te bitti mi TR solu açısından?
Ortodoksluk iyidir :) Troçki'nin ya da Lenin'in fikir dünyasının ötesine gidilmesi gerekmiyor, dediğim gibi taktiksel yaklaşımların ideolojik hat olarak benimsenmesi hatalı. Fakat Türkiye solunun büyük bir problemi var, kök aldığı yapılardan en eskisi, TKP kominterne şartsız olarak bağlanmıştı, ve Kürt isyanlarının/katliamlarının en yoğun olduğu zamanlarda, ya bunlar yok gibi davrandı, ya da açıktan Türkiye devletine destek verdi. O tarihlerde tek vazifesi Stalin'in iktidarını meşrulaştırmak olan kominternin bu tutumu bir şekilde işledi Türkiye solunun derinlerine. Ve Doktor Hikmet Kıvılcımlı'yı saymazsak neredeyse TKP tarafından Kürt sorunu yok sayılmakta. Halbuki 1920'de bir taraftan Mustafa Suphi ve 15 yoldaşı katledilirken, öte yanda Koçgiri katliamı oluyor, yeni kurulacak devlet düşmanlarını belirlemişti daha kurulmadan. Türkiye solu Kürtlere karşı olan bu eksikliğini çok geç bir tarihte, ta 1970'de kapatıyor.
1970'de 4. kongresinde TİP'in programına aldığı ve kapatılmasına neden olan maddeler;
Türkiye İşçi Partisi 4.Büyük Kongresi,

-  Türkiye'nin doğusunda Kürt halkının yaşamakta olduğunu,
-  Kürt halkı  üzerinde, baştan beri, hakim sınıfların faşist iktidarlarının, zaman zaman kanlı zulüm hareketleri niteliğine bürünen baskı terör ve asimilasyon politikaları uyguladıklarını,
-  Kürt halkının yaşadığı  bölgenin Türkiye'nin öteki bölgelerine oranla geri kalmış olmasının temel nedenlerinden birinin kapitalizmin eşitsiz gelişme kanunlarına ek olarak bu bölgede Kürt halkının yaşadığı gerçeğini göz önüne alan hakim sınıf iktidarlarının güttükleri ekonomik ve sosyal politikanın bir sonucu olduğunu 
-  Bu nedenle 'Doğu sorununu' bir bölgesel kalkınma sorunu olarak ele almanın, hakim sınıf iktidarlarının şoven-milliyetçi görüşlerinin ve tutumunun bir uzantısından başka bir şey olmadığını
-  Kürt halkının anayasal vatandaşlık haklarını kullanmak ve diğer tüm demokratik özlem ve isteklerini gerçekleştirmek yolundaki mücadelesinin, bütün anti-demokratik faşist, baskıcı, şoven milliyetçi akımların amansız düşmanı  olan partimiz tarafından desteklemesinin olağan ve zorunlu bir devrimci görev olduğunu,
-  Kürt halkının gelişen demokratik özlem ve isteklerini ifade ve gerçekleştirme mücadelesi ile işçi sınıfının ve onun öncü örgütü Partimiz öncülüğünde yürütülen sosyalist devrim mücadelesini tek bir devrimci dalga halinde bütünleştirmek için, Kürt ve Türk sosyalistlerinin Parti içinde omuz omuza çalışmaları gerektiğini
-  Kürt halkına karşı uygulanan ırkçı-milliyetçi şoven burjuva ideolojisinin, partililer, sosyalistler ve bütün işçi ve diğer emekçi yığınlar arasında yerle bir edilmesini sağlamanın, partinin ideolojik mücadelesinin ve gelişmesinin temel ve devamlı bir davası olduğunu,
-  Partinin Kürt sorununa, işçi sınıfının sosyalist devrim mücadelesinin gerekleri açısından baktığını kabul ve ilan eder.

6. Halkevleri ve onun geleneği bugün TR solunun önemli bir kesimi için hala yaygın bir siyasi bağ noktası. 80.yıl kutlanıyor. 80 yıllık halkevleri mirasının önemli bir bölümü kemalist diktatörlük mirasıdır. Bu mirası şenlikli kutlamaya devam ediyorlar. Kemalist diktatörlüğün Kürtler açısından ne ifade ettiğine de biliyorsunuz. Bu durumda Kürtler, nasıl güvensin Türk sosyalistlere? Yine Grup Yorum için Venezuala'da iktidara gelmiş cumhuriyetçi ve onun destekçileri komunistlere selam göndermesi enternasyonalizmken Kürtlerin özgürlük hareketinin hiçbir yapısına selam göndermemesi ne oluyor? Oysa Yorum'a yapılan politik baskıları belki de ANF ve Kürt geleneği basını kadar dile getiren de yok. Öcalan 13 yıldır tecrit şartlarında Grup Yorum hala bir selam göndermedi. Kürtler güvenmeli mi bu anlayışa? Bağımsız Almanya, Bağımsız Türkiye sevdalılarına güvenilir mi? 

Halkevleri geleneği dediğin şey nedir? Halkevlerinin kutladığı 80.yıl benim bildiğim gözlemlediğim kadarıyla (ki bence çok hatalı olsa da) simgesel bir kutlama (ve maalesef o çok kötü tüzüğü de bir yana bırakıyorum), şimdiki Halkevleri 1980'lerin sonlarında, cuntanın baskısının hafifçe kalkmaya başladığı zamanlarda çok sayıda yapının örgütlenme zemini olarak kullandığı bir yapı, süreç içinde yapıların ayrılması ve/veya tasfiyesi ile birlikte şimdiki geleneğe kalıyor. Halkevlerini de yekpare ele almamak gerekiyor, küçük şehirlerde daha "ulusalcı" eğilimler baskınken, metropollerde daha solda durmakta. Kürtlerle Halkevcilerin karşılaştığı zeminler metropoller ve üniversiteler, en basitinden daha bu hafta İstanbul Üniversitesinde, geçen hafta DTCF'de omuz omuza faşistlere karşı çatışmış yapıların birbirlerine çok uzak gösterilmeleri doğru değil, benim görebildiğim kadarıyla, Halkevlerinin ne söylemlerinde, ne yayınlarında Kürt hareketine bir saldırı görmedim. Silopi karşılamasına yönetici düzeyinde katıldılar, KCK operasyonlarına, Newroza vs. katıldılar. Daha bugün 2 kolektif üyesi Newroz eylemleri nedeniyle gözaltına alındılar. Sadece onlar değil, bugün çok sayıda farklı örgütlerden sosyalistler Newroz eylemleri nedeniyle gözaltına alındı, Kürt gençlerinin bir bölümünün ciddiye almadığı bu yakınlıktan devletin rahatsız olması ve sürekli operasyonlarla uzaklaştırmaya çalışması da ilginç. Benim gördüğüm/algıladığım kadarıyla Kürt hareketiyle arasına mesafe koymaya çalışan iki yapı var, işin aslı sadece Kürt hareketi değil bütün yapılarla aralarına mesafe koyuyorlar. Grup Yorum bu yapılardan birisinin müzik grubu şeklinde uzun süredir. O yapının politik hattının savunmasını yapmam. Fakat Kürt hareketinin kayıtsız şartsız yanında olandan, arasına hiç mesafe koymayan onlarca sosyalist yapı varken bu iki yapı üzerinden  Türkiyeli sosyalistlerin tamamının eleştirilmesi beni üzüyor.

7. Demokratik özerklik sizce nedir? Bu bir siyasi statüyse TR sosyalistlerinin olanca gücüyle bunu desteklemesi gerekmez mi? 

Demokratik özerklikle ilgili DTK'nın yeterince açıklaması var. Türkiye sosyalistleri Kürt halkının temsilcisi olarak hangi yapıpyı kabul etmektedir? Ben DTK'yı kabul ediyorum, ondan dolayı destekliyorum, sosyalistlerin kabul etmeleri gereken de budur bana göre.

8. TR'de anladığım kadarıyla Trockizm de artık bir tabu haline geldi. Tüm yetersizlikleri, günahları Trocki fikriyle aşmak tabusu var gibi. Katılır mısınız? Ben Kürt Trockistim dedim en az twitterden 10 solcu bana Kürt milliyetçisi dedi. Bu mudur?

Bu yeni birşey değil ki? çok eski değil, nredeyse 90'ların sonuna kadar Troçkizm küfür yerine kullanılıyordu. Bu sadece Türkiye'ye özgü bir durumda değil bu sıralar twitterda kullandığım avatar 30'larda SSCB'de yayınlanmış bir kitabın kapağı. İşin bana tuhaf gelen kısmı, Stalin'in tam kontrolündeki Komintern'in Kürt isyanları/katliamlarındaki tavrı ortadayken, halen Stalinist Kürt bulunması.

9. Çözüm öneriniz var mı varsa nedir?

Yine birinci cevabıma dönüyorum. Kürt hareketi, bir başka topluluğun mağduriyeti üzerinden kendini var etmediği ve sistemin bir parçası olmadığı sürece bir haklılar hareketidir ve biz onunla dayanışma içinde olurken herhangi bir şart ileri sürmeyiz.Dolayısıyla da bu mesele Kürtlerin kendi bildikleri gibi. çözecekleri bir meseledir. Kürtlere akıl vermek bizim işimiz olmadığı gibi, kendi doğrularımız üzerinden Kürt hareketini yargılamaya ve mahkûm etmeye de kalkışmayız.

5 yorum:

Latif Yenidoğan dedi ki...

Selamlar, daha detaylı bir söyleşi umuyordum, yüzeysel kalmış, ameleye mi getirdiniz :/

yıkıcı tutku dedi ki...

Tufan'a sormak lazım:) Hazır cevaplar vermiş. Ben konuyu açarken mesela Yahudilerin soykırımını hazırlayan koşulları sosyalistlerin iyi analiz etmediğini vurguladım. Ama açmadı. Yine Sion Protokollerini yazan, yayan, Yahudilere mal eden Rus milliyetçileridir. Sosyalizmin kalıplar ideolojisi olmadığına dair temel tespitler yaptım ama Tufan açamadı.

Adsız dedi ki...

@yıkıcıtutku, "cevap veremedi" mi diyorsun? :)

yıkıcı tutku dedi ki...

Bence bolşeviklerin resmi söyleminin dışına çıkabilirdi.

Turgut Ankaralı dedi ki...

ezberden konuşulmuş. vermedim şukunu tufan kardeş.

self determinasyon,öz yönetim

20. Yüzyılda uluslararası hukukun en önemli kavramlarından birisi haline gelen selfdeterminasyon, dünya toplumunda yeni bir yapılanma ve tanımlama süreci başlatmıştır. Kavram, günümüz dünyasının siyasi haritasının belirlenişi ve bundan sonra geçirmesi muhtemel değişikliklere ilişkin olarak sıkça söz konusu olmaktadır. Önceleri siyasi bir ilke olduğu düşünülen self-determinasyon kavramı hem BM 1966 İkiz Sözleşmeleri, hem BM Genel Kurul Kararları hem de uluslararası hukukun diğer aktörlerinin kararlarıyla hukuki bir hak haline dönüşmüştür. İlk ifade edilmeye başlandığı dönemlerde sadece sömürge yönetimi altındaki halklara tanınması öngörülürken Yüzyılın sonlarında Sovyetler Birliğindeki federe cumhuriyetlerin de selfdeterminasyon hakkından yararlanarak ayrıldıkları görülmüştür

öz yönetimin gerekçesi

Self-determinasyon fikrinin gelişmesine 20. yüzyılda bir taraftan Sovyetler Birliği’nin kurucusu olan Vlademir I. Lenin, diğer taraftan Birleşik Devletlerin Birinci Dünya Savaşı sırasında başkanı olan Woodrow Wilson katkıda bulunmuştur. Lenin eserlerinde “ulusların Self-determinasyon hakkı” kavramınıortaya koymuş, bir ülkenin veya yerin ilhakının “bir ulusun Self-determinasyon hakkının ihlali” olacağını belirtmiştir. Bunun yanında Lenin, self determinasyonun ayrılmayı da kapsamakta olduğunu belirtmiştir. Hatta ilkenin uygulanma yöntemlerinden birincisi bu yoldu.Wilson ise arasında “Selfdeterminasyon” kelimesi tam olarak geçmese de altı tanesi Self-determinasyon ile ilgili 14 ilke ilan etmiştir. Konuşmalarında savaştan yenik çıkan milletlerin, küçük milletlerin ve sömürge altındaki halkların da kaderini tayin hakkı olduğunu ifade ederek, bundan böyle uluslararası sistemin güç dengesine değil, etnik kaderini tayin ilkesine dayandırılması gerektiğini vurgulamıştır.

Pages

öz yönetimin tarihi

Kavramın ilk kullanımı 1581 yılında Hollanda’nın İspanyol krallarının kendilerine karşı zulüm yaptıkları gerekçesiyle İspanya’dan bağımsızlığını ilan etmesiyle olmuşsa da 18. yüzyılın ikinci yarısına yani 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve 1789 tarihli Fransız İnsan ve Vatandaşlık Hakları Beyannamesine kadar bir gelişme gösterememiştir. 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ile Amerikan halkı dış bir yönetim, yani İngiltere tarafından idare edilmeye razı olmayacağını bildirmişlerdir. Bunun sonucu olarak ulusal self-determinasyon talebiyle ortaya çıkan ilk sömürge halkı olmuşlardır.