Social Icons

.

Pages

7 Ocak 2013

Müzakere sürecinin sosyal medya yansımaları 1 :



                                     
Y. Emre Kocabasogluzbyd srTufan Come Onro
Bu çalışmayla günde 3-4 arkadaşın fikirlerini derli toplu öğrenme imkanı bulacağız ki ben çok önemsiyorum. Basının çürümüş kafalı kalantor kalemlerinden ziyade daha dinamik fikirler, daha gerçekçi çıkarımlar yapmamızı sağlar bu tarz. Tek soruya farklı cevaplar.
 Soru: Türk devleti ile PKK arasında yeni bir barış kapısı aralandı. Bu defa bu görüşmelerden umutlu musunuz? Hükümet kanadı ısrarla "al-ver(mübadele)" den kaçındığını görüşmelerin bu şekliyle yürümeyeceğini dillendiriyor. Bunu gerçekçi buluyor musunuz? Her iki tarafın avantajları ve sınırlılıkları nelerdir sizce? Süreci bu avantaj-sınırlılıklar sekteye uğratır mı? 
@Kocabasoglu (Türk-Çerkes karışımı liberal, liberter daha doğru sanırım)
   İhtiyatlı umutluyum. Kamuoyuna yönelik hamasi açıklamaların anlamsız olduğunu tarihteki diğer müzakere örnekleri de gösteriyor bize. Sorun bence o açıklamalar değil. Sorun daha çok Cumhuriyetin hepimize aşıladığı o kafalardaki “Türkiye Türklerindir” zihniyetinin hükümete ve Ak Parti’ye ne denli sirayet etmiş olduğu. O ezberi kırmak zor, ama imkânsız değil.

  Hükümetin avantajları arasında ulusalcıların ve Cemaaçilerin Oslo sürecindeki bütün baskı, direniş ve sabotaj girişimlerine rağmen, o süreci bir noktaya kadar getirebilmiş olması; savaştan beslenen silahlı kuvvetlerin belli bir oranda geriletilmiş olması, Başkan olmak isteyen Erdoğan’ın elini daha da güçlendirme arzusu gibi dış ve iç etmenler sayılabilir. Bunlar hükümetin daha cesur olmasını sağlayabilecek şeyler. Dezavantajları arasında yükselen milliyetçi hamasetin siyasete hakim durumu; kendi inancını bir şemsiye olarak her derde deva gören ümmetçi kibir (ki sosyalist kibire çok benzer); ve güvenlikçi politikalarla devlet içinde yaşam alanı bulan Cemaatin barışla karşı çok daha ciddi bir direnç gösterecek olması sayılabilir. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kaybetmemek de önemli olacak. Bunlar hükümete Mehter yürüyüşü yaptırabilir.

   Kürt örgütlü hareketinin avantajı mevcut halk desteği ve “Kürt sorunu”nun konuşulabilmesini sağlamış güç olması. Bu ona doğal olarak müzakere masasında olmayı kazandırıyor. Bütün hamasi açıklamalara rağmen hükümet de müzakerelere yeşil ışık yakarak bu konumu fiilen tanımış durumda. Dezavantajı liderlerinin hapiste bulunması ve devletin bunu örgüt içi çatışma yaratmak için kullanabileceği gerçeği. İkincisi de kitlesindeki daha radikal grupların müzakereleri bir taviz olarak tanımlayıp direnç gösterme olasılığı.

Süreç bu sebeplerle sekteye uğrayabilir, hatta kesilebilir. Önemli olan baştan şeffaf bir müzakere düzeni oturtmak,  iki taraflı askeri eylemleri durdurmak , olası aksaklıklarda süreci anlamsız kılacak geri adım atılmayacağı güvencesini vermek, müzakerede eşitliği sağlamak için Kürt örgütlü hareketinin liderinin Masada özgürce bulunmasını sağlamak. Zor mu? Zor. İmkânsız mı? Hepimiz için umarım değil.

@Zbydsr (Kürt, liberal gazeteci) liberali ben yakıştırdım


Geçmişte yaşanan Oslo Görüşmelerinden yola çıkarak, bu yeni sürece temkinli yaklaşmak durumundayız. Diyarbakır’da sokağın nabzını tuttuğunuzda herkesin temkinli yaklaştığını görebiliyorsunuz. Aslında sadece sokak değil, hem siyasi parti temsilcileri, hem sivil toplum örgütleri başlayan bu yeni sürece temkinli yaklaşıyor. Bende herkes gibi temkinli yaklaşıyorum ancak bu umutsuz olduğum anlamına gelmiyor. Her şeyden önce görüşmelerin, doğru adresten başladığına inanıyorum. PKK Lideri Abdullah Öcalan bu sorunun muhatabı, bunun anlaşılmış(kabul edilmiş) olması çok önemli. Değerli bir önemli nokta ise BDP’nin sürece dahil edilmesi ve görüşmelerin kamuoyundan saklanmaması. Müzakere süreci, Abdullah Öcalan, BDP ve Kandil ile yürütülürse başarıya ulaşılacağını düşünüyorum.
 Peki, bundan sonra ne olacak?
 DTK Eş başkanı Ahmet Türk ve BDP Batman Milletvekili Ayla Akat’ın Abdullah Öcalan ile görüşmesinden kısa bir süre sonra, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, “Terörle kararlı mücadele devam edecektir”, KCK Yürütme Konseyi Başkanı  Murat Karayılan, “2013 hazırlıklarımızı gevşetmeden sürdüreceğiz” açıklamalarında bulundu. Anlaşılan o ki, müzakereler çatışmaların gölgesinde devam edecek. Çatışmalı süreç müzakereleri sekteye uğratabilir bu durum iki taraf için büyük risk. Görüşmeler yeni başladı, hemen bir sonuç alınmasını beklemek anlamsız. Ancak ilerleyen dönemlerde karşılıklı ateşkes ilan edilmeli. Sadece PKK’den silah bırakmasını istemek sorunun çözümüne çok uzak ve gerçek dışı olur. İki taraf silah bırakmalı. Adımlar tek taraflı değil, karşılıklı atıldığı sürece çözüme yaklaşılır.
     Müzakerelere Abdullah Öcalan ile başlaması, sürece BDP Miletvekillerinin dahil edilmesi, Kürt hareketi açısından büyük bir avantaj. Ana akım medyanın genel olarak sorunun çözümü taraftarı olması Türk kamuoyunu hazırlama açısından çok önemli.

Son olarak Murat Karayılan’ın, “Şimdi bölge kaynıyor, silahlanma her tarafta gelişiyor. Sivil-sıradan insanlar bile, Suriye’de, Irak’ta, Kürdistan’da ve Ortadoğu’nun hemen her yerinde silahlanıyor. Bu konuda böylesine devindirici gelişmeler yaşanırken, PKK’nin silah bırakmasını tartışmak kolay değildir. Bu güçlerin devletin tutarlılığına ilişkin ikna edilmesi gerekmektedir. Önderlik İmralı Tecrit Sistemi altında bulunduğu sürece sen devletin tutarlılığına ilişkin, tek bir kişiyi bile ikna edemezsin” sözleri iyi okunmalı.
@siempre ( Türk, trockist solcu) Bu aralar az liberalleşiyor mu ne!

Umulu olmak istemekle birlikte, en azından görüşmelerin bir tarafından umutlu olmamak için bir sürü sebep var. Türkiye tarafı şimdiye kadar hep taktiksel yaklaştı barış görüşmelerine. Ayrıca devleti oluşturan yapılardaki iç çelişkilerin yansımaları da bu süreci baltaladı sıklıkla. Hükümet kanadı Sünni Türkler dışında bütün kimlikleri (Dinsel-etnik-mezhepsel) bir şekilde şeytanlaştırdı. Bunu yaparken de genelde dini hassasiyetleri kullandı. Alevilerin ülkeyi ele geçirmeyi planladığı vurgusu, PKK, BDP'nin aslında Müslüman olmadığı suçlamaları vs. Bundan dolayı eğer istese dahi (ki ben samimiyetine inanmıyorum) çok açık şekilde Kürt hareketi istedi, biz de verdik şeklinde "yenildiğini" gösterecek durumlardan kaçacaktır.

     Kürt hareketinin avantajları; çok yoğun şekilde operasyon yemesine rağmen (binlerce KCK tutuklusu) nicelik olarak bunu doldurabilmesi fakat yine de bu operasyonlardan etkilenmedi diyemeyiz. Ayrıca Batı Kürdistan'da PYD'nin hakimiyeti eline alması. Biraz da Suriye'nin içinde bulunduğu durum sıkıştırıyor hükümeti, onca propagandaya/ (gizli,açık) desteğe rağmen bir türlü Suriye'de istediği şekilde başarıya ulaşamadı. PYD'nin Türkiye'nin desteklediği çetelerle mücadelesinde başarıya ulaşması da Suriye politikasında başarısız olma sebeplerinden. İktidarın en büyük avantajı ise taban olarak yaslandığı Sünni-Türk-muhafazakar kitlelerdeki en önemli rakibi MHP'nin politik olarak tamamen dağılmış olması, referandum sürecinde lider-töre-doktrin üçlemesine sahip bu parti liderliklerini dinlemedi. AKP'nin tabanından en çok oy alabilecek yapı bu kadar dağınıkken daha rahat politika yapabilir. Dezavantajı ise yaklaşık 1 yıldır ortaya serildiği gibi, iktidar partneri olan cemaat ile olan gerginlikleri, cemaat bir şekilde AKP'yi sıkıştırabileceği fırsatı kaçırmayacaktır.

     Ayrıca, süreçten en çok etkilenecek PKK'nin dağ kadrosunu süreç dışında bırakma çabaları var. Bu da kritik. Şimdilik BDP Kandil olmadan çözüm olmayacağını söylerken, hükümete yakın yazarlar vs. Kandil'i tamamen dışlamaya çalışıyor. BDP'nin ısrarı ve Kandil'in tavrı da çok önemli.



@rojyasin ( Kürt, politik yelpazenin halk Kürt’ü) kendi tanımı


Sürdürülebilir olmaktan çıkan her savaş bir gün bitmek zorunda. Bu savaşın ve fiili işgalin sürdürülebilir olmadığını görmek için ya kör olmak ya da Türkiye'de her hangi bir Strateji/Düşünce kurumunda çalışıyor olmak gerek. Onun için evet umudum var bu savaş bitecek. 
   Bu sürecin ve diğer sürecin (Oslo) lokomotifi Türkiye olmadığından basına ve kendi iç kamuoyuna  ne dediklerinin de bir önemi yok. Ayrıca Oslo sürecindeki demeçlerinden çok boş ve aynı zamanda yalan konuştuklarını hatırlıyoruz. En az takılması gereken noktalardan biri bu diye düşünüyorum.
    Kürt Siyasi Hareketi'nin en büyük avantajı "haklı olmak" bunun dışında sayılabilecek bütün diğer avantajlar bunun alt başlığı olur. Ayrıca Rojava eksenli gelişmeler, değişen Ortadoğu ve Dünya dinamikleri, oy oranlarındaki ezici üstünlük, halk desteği gibi diğer bazı avantajlar sayılabilir.
Türkiye'nin ise  tek bir avantajı var "barış' için zorunlu diğer partner olması. Sonu belli bu satranç oyununda Fairplay'ın ruhuna aykırı hareket edip belki de pata olur umuduyla oyunun süresini uzatıyor. Buna karşılık Kürt Siyasi Hareketi'nin en büyük dezavantajı coğrafi kopukluk (Ada-Dağ-Diaspora) ve buna bağlı olarak karşılıklı (sanal olmayan) istişare eksikliği.  Son söz olarak: Kürtleri çok güzel günler bekliyor ama bunu AKP görür mü bilemiyorum?
   Farklı görüşlerden devam edecek bu çalışma

Hiç yorum yok:

self determinasyon,öz yönetim

20. Yüzyılda uluslararası hukukun en önemli kavramlarından birisi haline gelen selfdeterminasyon, dünya toplumunda yeni bir yapılanma ve tanımlama süreci başlatmıştır. Kavram, günümüz dünyasının siyasi haritasının belirlenişi ve bundan sonra geçirmesi muhtemel değişikliklere ilişkin olarak sıkça söz konusu olmaktadır. Önceleri siyasi bir ilke olduğu düşünülen self-determinasyon kavramı hem BM 1966 İkiz Sözleşmeleri, hem BM Genel Kurul Kararları hem de uluslararası hukukun diğer aktörlerinin kararlarıyla hukuki bir hak haline dönüşmüştür. İlk ifade edilmeye başlandığı dönemlerde sadece sömürge yönetimi altındaki halklara tanınması öngörülürken Yüzyılın sonlarında Sovyetler Birliğindeki federe cumhuriyetlerin de selfdeterminasyon hakkından yararlanarak ayrıldıkları görülmüştür

öz yönetimin gerekçesi

Self-determinasyon fikrinin gelişmesine 20. yüzyılda bir taraftan Sovyetler Birliği’nin kurucusu olan Vlademir I. Lenin, diğer taraftan Birleşik Devletlerin Birinci Dünya Savaşı sırasında başkanı olan Woodrow Wilson katkıda bulunmuştur. Lenin eserlerinde “ulusların Self-determinasyon hakkı” kavramınıortaya koymuş, bir ülkenin veya yerin ilhakının “bir ulusun Self-determinasyon hakkının ihlali” olacağını belirtmiştir. Bunun yanında Lenin, self determinasyonun ayrılmayı da kapsamakta olduğunu belirtmiştir. Hatta ilkenin uygulanma yöntemlerinden birincisi bu yoldu.Wilson ise arasında “Selfdeterminasyon” kelimesi tam olarak geçmese de altı tanesi Self-determinasyon ile ilgili 14 ilke ilan etmiştir. Konuşmalarında savaştan yenik çıkan milletlerin, küçük milletlerin ve sömürge altındaki halkların da kaderini tayin hakkı olduğunu ifade ederek, bundan böyle uluslararası sistemin güç dengesine değil, etnik kaderini tayin ilkesine dayandırılması gerektiğini vurgulamıştır.

Pages

öz yönetimin tarihi

Kavramın ilk kullanımı 1581 yılında Hollanda’nın İspanyol krallarının kendilerine karşı zulüm yaptıkları gerekçesiyle İspanya’dan bağımsızlığını ilan etmesiyle olmuşsa da 18. yüzyılın ikinci yarısına yani 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve 1789 tarihli Fransız İnsan ve Vatandaşlık Hakları Beyannamesine kadar bir gelişme gösterememiştir. 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ile Amerikan halkı dış bir yönetim, yani İngiltere tarafından idare edilmeye razı olmayacağını bildirmişlerdir. Bunun sonucu olarak ulusal self-determinasyon talebiyle ortaya çıkan ilk sömürge halkı olmuşlardır.